Bu turda bir pitstop yaptım…

Bundan kısa bir süre önce, bir öğlen telefonum acı acı çaldı. (Editörün notu: Aslında sadece titredi… Ama yazar böyle söyleyince daha havalı olduğunu düşünüyor.) Telefonun ucundaki kibar kadın sesi, “kısa bir süreliğine ama acil olarak” bana ihtiyaçları olduğunu söyledi… Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken ve özellikle de “acil” kelimesine takılmışken, durumu açıkladı aynı ses: Ajansın yazarlarından biri iki ay kadar bir süreliğine sağlık nedeniyle işten ayrı kalacaktı. Bu süre için onlara yardım edebilir miydim? Edebilirdim tabii…

Bunca yıldır sağlık iletişiminde çalışıyordum ve sonunda olmuştu: Gerçek bir sağlık profesyoneliymişim gibi beni sanki “acilden çağırıyorlardı”… Sanki adımı hastane koridorlarında anons etmişlerdi, nasıl gitmem… (Editörün notu: Yazar kendini bir şey sanıyor.)

Telefonu kapattıktan sonra bir an için düşündüm. “Hmm, reklam yazarının kalp krizi geçirip hastaneye kaldırıldığı bir ajans mı? Kabul etmekte erken mi davrandım acaba?” Sonra hemen bu düşünceden kurtuldum… (Editörün notu: Yazar olaya bir gerilim unsuru katmaya çalışıyor ama olmuyor. Hiç de aklına böyle bir şey gelmedi, uyduruyor…)

İlk gün beni ajansa, ajansı bana tanıtma turu ile başladı. Uzun bir koridor boyunca dizili odalar, odalar… Hepsine kafamı sokup kendimi gösteriyorum. İçerideki insanlara gülümsüyorum. Odalar bitti sanırken bir köşeyi dönüyoruz, bir o kadar daha koridor… Sonra bu uzun vagonun en sonundaki odaya yerleşiyorum… İnsanları tanıma seansı biraz hüsran gibi. Çünkü hiçbirinin adını hatırlamıyorum… Bir tek en önemli yerleri öğrendim: Tuvalet neresi ve nereden çay alıyoruz? Şimdilik yeter… (Editörün notu: Yazar bu konuda dürüst en azından. Anca çay içsin. En büyük numarası bu…)

Ama ajansın beni tanıma süreci tuhaf bir şekilde kısa sürdü. “Hah, geldin mi? Şimdi şöyle bir işimiz var…” diye başlayan mailler ve konuşmalar… Hızlı ama sistemli yürüyen işler… Herkesin işini, sorumluluklarını ustalıkla bildiği bir kadro söz konusu olunca uyum sağlamak da öyle kolay oldu ki… (Editörün notu: Yazar burada, kendisinin de saydığı niteliklerde olduğunu ima ediyor. Anlamıyoruz sanki…)

Sektörün birçok farklı adresini deneyimleme şansı ve şanssızlığı yaşamış biri olarak, saatlerin ayarlanmasına yarayacak kadar dakik olan toplantı başlangıç ve bitiş saatleri, güncel bilgi akışındaki detaycı hassasiyet gibi konular ilk dikkatimi çeken şeyler olmuştu. İnsanların birbirlerine, fikirlere ve görüşlere gösterdiği saygı gibi medeni göstergelerden hiç bahsetmiyorum…İnsanların 6:05 asansörünü yakalamalarına olanak sağlayan mesai çıkışları, sektörde zaten bir şehir efsanesi olarak anlatılageliyordu. Meğer gerçekmiş… (Editörün notu:Yazar bazı sabahlar geç kaldığından hiç bahsetmiyor. Şeytan diyor vur yüzüne ama neyse…)

Sonuç olarak, bu iki ay hızla geçti, bitti. Herkesin ama herkesin büyük bir içtenlikle yardımcı olduğu bir yeni adam olarak beklentileri karşılamak için severek çaba gösterdim. Sanırım fena da olmadı. Ben kendi adıma bu kısa pitstoptan büyük keyif aldım. İyi ki gelmişim diyorum… (Editörün notu:Ben de…)

Fatih Cöngevel
(Nöbetçi yazar)