Hepimiz aynı gemideyiz

İnşaat mühendisi olarak yaklaşık 10 yıl kadar çalıştıktan sonra, bu ülke de inşaat yapılamayacağına karar vererek bir gecede çok sevdiğim mesleğimi terk etmiştim.

Mesleğin gereklerini yerine getirmek için gerekli tüm düzenlemeler yazılı olarak vardı aslında; tüzükler, yönetmelikler, kanunlar… Ama iş uygulamaya gelince hiç biri uygulanmıyordu. İnşaat dünyasının yazılı olmayan bambaşka kuralları vardı ve işler bu kurallara göre yürüyordu. Evrensel kurallara yakın hazırlanmış, tüzük, yönetmelik ve kanunlara uygun davranmaya çalışanlar olmadık sorunlarla karşılaşıyor, çeşitli baskılarla kural dışı davranmaya zorlanıyorlardı. En tuhafı da hemen hemen herkesin bu durum çok normalmiş gibi davranmasıydı. Aman canım sen de görmezden gel biraz, en sık duyduğum cümlelerden biri haline gelmişti…

O sıralarda bunun inşaat sektörüne ait bir durum olduğunu sanıyordum ve neredeyse ben bile durumu abarttığımı düşünmeye başlamıştım. Neyse ki öğrendiklerim ve vicdanım bu sorumluluğu almama izin vermedi.

Bu anlattıklarımın üzerinden yaklaşık 20 yıl geçti. Sözünü ettiğim kural tanımazlığın nelere mal olduğunu sanırım bilmeyen kalmamıştır. 1999 depremi bazı şeyleri değiştirmiş gibi görünüyorsa da ne yazık ki aslında değişen hiç bir şey yok.

Elbette konumuz inşaat değil, fakat bütün bunlardan söz etmemin nedeni toplumsal bir alışkanlığımıza dikkati çekmek. Kuralların sadece mecburiyetler, cezalar ve yakalanma olasılığı olduğunda uyulması gereken gereksiz şeyler olduğunu düşünme eğilimindeyiz. Hatta en büyük ulusal özelliğimizin kuralları aşma yöntemleri bulmak olduğu gibi bir övüncümüz bile var. Bu konuda efsane olmuş öyküler dilden dile dolaşıp duruyor. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın ipli ya da buzdan jeton icat edip bedava telefon görüşmesi yapması, nobel ödülü kazanmış kadar itibar görüyor. Onun için kendimizin veya bir yakınımızın bütün kuralları çiğneyerek haksız kazanç sağlamasını yadırgamıyoruz. Hatta bu durumu işbilirlik olarak görüyoruz. Bu işbilirleri en yüksek makamlara, karar noktalarına yerleştirmekte bir sakınca görmüyoruz.

Oysa hepimiz aynı gemideyiz…

Buraya kadar yazdıklarımın siyasi içerikli bir yazı gibi göründüğünün farkındayım, oysa asla böyle bir niyetim yok. İletişimden söz etmek istiyorum. Gelişen, çeşitlenen iletişim kanallarının hayatımızı nasıl etkilediğinden, sosyal paylaşım sitelerinin öneminden, reklamcılıktaki yerinden bahsetmek istiyorum.

Pazardaki gelişmelerin, rekabetin artmasının, seçeneklerin çoğalmasının, tüketicinin; bilinçlenmesinin, marka ve ürünler hakkında daha fazla bilgiye sahip olmasının, markayla etkileşime geçmek istemesinin, markalara olan bağlılığının azalmasının, internetin hayatımıza girmesiyle birlikte geleneksel medyadaki reklamların etkisinin azalmasının, internet üzerinden alışverişin yaygınlaşmasının, geleneksel medyadaki reklamların yüksek maliyetlerinin, sosyal sorumluluk projelerinin, veri tabanı oluşturma kolaylığının ve tüketicinin zamandan tasarruf etme isteğinin hayatımızı ve reklamcılığı nasıl değiştirdiğinden girip, reklam, halkla ilişkiler, promosyon,  doğrudan pazarlama, araştırma ve ölçümleme gibi farklı disiplinlerin birlikte ve uyum içinde yönetilerek, stratejik bir plan dahilinde aynı amaç için yapılan çift yönlü ve uzun süreli tanıtım faaliyetleri olarak tanımlayabileceğimiz, 360 Derece İletişim kavramından çıkmak istiyorum.

Her şey hızla değişiyor. İyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz. Hayatımızın hızla ve bütün alışkanlıklarımızı yerle bir ederek, bize değişime alışmak için pek de zaman bırakmadan, her gün yeniden kurulduğu günlerden geçiyoruz. Değişimin dışında kalmak, direnmek olası görünmüyor. Daha bir kavramı sindiremeden yepyeni kavramlarla tanışıyoruz. Teknolojinin hızına yetişmek başlıbaşına bir iş haline geliyor. Bu hızlı değişim, direnenler için bir kabusa dönüşürken, ayak uydurmaya çalışanlar için de neredeyse sınırsız bir fırsatlar dünyası yaratıyor. Sonuç almak için alışılmış, denenmiş ve sonuç alınmış yöntemler bile yeterli olmayabiliyor. Artık hepimiz daha geniş düşünmek, daha çok çalışmak, daha çok işbirliği yapmak ve paylaşmak zorundayız.

Giderek artan iletişim kanaları ile  bu gün artık hedef kitleye ulaşmak çok daha kolay. Tek bir mesajı birden çok mecradan verme şansı, bu dönemin en büyük avantajlarından birisi. Ancak doğru kanalı, doğru şekilde kullanmak, bu alanda uzmanlaşma ve beceri artık çok daha önemli. Mesajınız ne kadar önemli ve ilgi çekici olursa olsun, doğru şekilde ve doğru yerden iletmiyorsanız, insanlara ulaşmanız artık çok daha zor…Ve işte bu yüzden iletişim planları artık çok daha stratejik.

Dünyanın değişik ülkelerinde bu hızlı değişim ve dönüşümle ilgili pek çok akademik çalışma yapılıyor. Bu çalışmalar bütün dünya ile paylaşılıyor. Teoriler, uygulamalar, çözüm önerileri… Herkes bu yeni dünya da yerini belirlemeye çalışıyor. Reklamveren ve reklamcılar -ki artık sadece reklam ajansları değil, halkla ilişkiler, promosyon,  doğrudan pazarlama, araştırma ve ölçümleme, digital medyacılar, sosyal medyacılar ve pek çokları- bu değişime ayak uydurmak, değişmek, gelişmek çabası içinde. 360 Derece İletişim bu çabaların ilk sonucu sayılabilir. Dünyanın bir çok ülkesinde şirketler, ajanslar bu konuda çalışmalar yapıyor, uygulamalar deniyor. Yeniden yapılanıyor, çalışanlarını eğitiyor geliştiriyor. Eski alışkanlıklarını sorguluyor. Yeniliklere korkusuzca kucak açıyor, uyum sağlamaya çalışıyor.

Reklamveren ve reklamcı artık hedef kitlesini daha yakından, daha güncel olarak izliyor, onu anlamaya, değişen alışkanlıklarını kavramaya, hemen her alanda ve her yerde ona ulaşmaya çalışıyor. Mecraları takip etmeye, yeni mecraları kendisi oluşturmaya, kontrol etmeye çabalıyor. Bütün bu çabalar hem her disiplinin kendisini geliştirmesini, hem başka disiplinlerle ortak çalışmalar yapmasını gerektiriyor. En önemlisi de içinde yer aldığı toplumu, değişimini, gelişimini, dönüşümünü doğru anlamasını gerektiriyor.

Belki de bu yüzden, 360 Derece İletişim’den söz etmek istediğimde yazıya 20 yıl önce yaşadıklarımla başladım. Çünkü bu coğrafya da başarılı olmak, hazır formüllerle sonuç almak çok da kolay değil. İçinde yer aldığımız toplumu daha iyi tanımak, anlamak zorundayız. Ve başarılı olmak istiyorsak, daha çok çalışmak, daha çok düşünmek, daha çok anlamak zorundayız. Vicdanımızı ve sorumluluklarımızı unutmadan.

Çünkü hepimiz aynı gemideyiz…