İnsan zenginliğini içinde taşır…

Warldorf Okulu’nun* kurucusu Rudolf Steiner**, yaşamı bir bitkiye benzetir. “Yaşam yalnızca gözlerimizle gördüğünüzden ibaret değildir, tıpkı bir tohumun içinde verili genetik bilgiler gibi, derinlerde gelecekte ne olacağı bilgisini taşır” der.

Uzun zamandır biliyoruz bunu, hiçbir şey göründüğü gibi değil! Pitstop ekibinin dijital yüzlerinden Emre Başaran sanki bu sözün bir kanıtı. İnsan onu görünüşüne bakıp sakin, içe dönük, ekran başı işlere gömülmüş teknoloji insanı diye düşünebilir. Ama bu sadece görünen. Gerçekten bakılırsa o derinlerde bir yerde, kendi içinde büyüttüğü akıl almaz bir dünyaya sahip. Şaşırtıcı melekeler ve farklı deneyimlerle dolu bir yaşam sürüyor.

Bir yılı aşkın süredir Pitstop’ta dijital projelerin üretiminde çalışan Emre, bilgisayar başında uzun saatler kalıyor. Sosyal medyanın bütün kanallarında hesabı var ama çok aktif değil. Dijital platformlar ve sosyal medya onun için bir iş. “İnternette üretici olarak yer almak heyecan verici” diyor.

1999’da mezun olduğu ODTÜ Endüstri Tasarımı Ürünleri Bölümü’nde ürün tasarımı eğitimi alan Emre, anahtarlıktan kapı koluna, lavobadan kitap ayracına kadar farklı bir çok ürünün tasarım sürecinde yer almış. 3D modellemenin yurdumuzda henüz pek bilinmediği yıllarda günlerini, okuldan arkadaşlarıyla birlikte ‘3D Studio’nun inceliklerini araştırarak geçirmiş.

Ama bunca yıl büyük monitörlerin başında sanal malzemelerle dijtal tasarım yapmasına rağmen kırtasiye tutkusunu asla kaybetmemiş. Kağıtlar, rengarenk kalemler, 0,5 uçlar, pilot kalemler her zaman tutkusu olmuş. Tükenmez kalemle resim yapmayı, kullanmasa bile cetvel satın almayı sürdürmüş.

Emre, “Warldorf Eğitmeni”*** olmak için eğitim alan eşi ve 3,5 yaşındaki kız çocuğuyla Üsküdar’da, bahçesinde hurma, fındık, incir ağaçları olan bir evde oturuyor. Küçük kızının bahçedeki çilekleri kızarmalarını beklemeden yemesinden şikayetçi.

Pitstop’ta güne bilgisayarını açmakla başlıyan Emre’nin ekranında ‘masaüstü’, bazen koyu gri çoğunlukla da standart mavi. ‘Masaüstü’ne resim olarak ne tropik bir ada fotoğrafı ne de yeşil bir orman koymamış. Süslemediği bu sanal dünyanın ekranı, onun iş yapmaya hazır, her zaman tertipli masası, boş defteri olmuş. “Takip ettiğim tasarım blogları var. İşe başlamadan sabah geldiğim gibi onlara bakıyorum. Yeni tasarımları inceliyorum, tasarım üzerine yazılanları okuyorum. Sonrasında işe başlıyorum” diyor ve ekliyor. “İlk başlarda iş arasında sosyal medyaya göz atabiliyordum ama dijital projelerin hızla arttığı Pitstop’ta bu aralar işler yoğun”

Şikayeti yok, olsa eve gidince bilgisayar görmek istemezdi. Oysa evde de üç tane bilgisayar var, ama televizyon yok. “Eşim de ben de televizyon izlemiyoruz. Çünkü ne ona ayıracak zamanımız, ne de dayattığı hayat anlayışına ilgimiz var. Yazılı ve görsel medyayı manüplatif buluyorum.” diyen Emre, sürprizlerle dolu bir insan. Dijital üretimin içinde olup dijital hayatın aynası televizyonu seyretmemekle kalmıyor. Elinden ‘mouse’u bıraktığında, tasavvuf düşüncesinin simgelerinden ‘ney’e dokunduruyor elini, nefesini…

Emre, müziği ve şifayı birlikte düşünen ve dünyanın tanıdığı Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu’nun (TÜMATA) 10 yıllık üyesi. ‘Müzikle Tedavi‘yi öneren grupta ney üflüyor. Ney’i o mu seçti, ney mi onu seçti bilinmez. Ama ilahi sesi ile ‘ney’in Emre’ye, ermiş duruşuyla Emre’nin de ‘ney’e denk düştükleri ortada.

Ney’in dışında gitar, rebab, ud da çalıyor. Tümata üyesi olarak yurtiçi ve yurtdışında 8 ile 40 kişi arasında değişen gruplarla, İspanya Madrid’te, Almanya Münih’te ve başka bir çok ülkede konserlerde sahne almış. Tümata üyeliğinin yanı sıra beste de yapıyor. “Seneler önce gitarla şarkılar bestelerdim. Şimdi yeniden minik minik melodilerin ilhamları gelmeye başladı. Yapıları, o anda elimdeki enstrümana göre değişiyor. Ud çalıyorsam rast, nihavent, gitar çalıyorsam sol majör, mi minör gibi yapılar çıkıyor” diyor. Emre’nin görünenin arkasında duran zenginlikleri, Pitstop ekibini ve ajansın dijital tasarımlarını da zenginleştiriyor.

Belki farklı bir hedef: Emre bir gün bir fotoğraf sergisi açmak istiyor. Neden olmasın? İmkanlar ruhun içinde, sınırlar belirsiz. İçimizdeki cevhere gerçekten bakarsak her şey mümkün.

Rudolf Steiner ne kadar haklı değil mi, yaşam yalnızca gözlerimizle gördüğümüzden ibaret değil.

*
**
***
Rudolf Joseph Lorenz Steiner, Avusturya asıllı filozof, bilim adamı, eğitimci, sanatçı, ezoterist, yazar, Antropozofi’nin ve Warldorf Okulları’nın kurucusu. 1919 yılında Almanya’da açılan ilk Warldorf Okulu’nda uygulanmaya başlayan Warldorf eğitimi ile ilk kez eğitim yaşamında toplumsal hakkaniyet ilkesi gerçekleştirildi. Toplumsal kökenden, yeteneklerden ve ilerideki meslek yöneliminden bağımsız olarak genç insanların beraberce eğitim görmesi mümkün kılındı. Çocukluğun ilk yedi yılının hayatın bütününü belirlediğinden yola çıkan Warldorf pedagojisi, çocuğu birey olarak görüp yaratıcılığını, öğrenme yeteneğini, düş gücünü, iradesini ve iyimserliğini destekleyen, bütüncül bir eğitim tasarımını savunuyor.Bugün dünyanın her yerinde çok sayıda Warldorf Okulu ve sayıları her geçen gün artan Warldorf Eğitmeni var.