Server boylum, al yazılımlım

Bilim insanları dur durak bilmeden, kaynağı insan olmayan bir zeka yaratmak için çırpınıyorlar. Vikipedi zekayı, “ zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimi” olarak tanımlamış. Çok bilinmeyenli, karmaşık bir konu anlayacağınız. Yine de yapay zeka çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Sadece bilim insanları değil, filozoflar, hukukçular ve reklam yazarları da konu üzerine kafa patlatıyor.

Herkes fellik fellik büyük büyük sorulara cevaplar arıyor: Zeki bir makine insanın sahip olduğu haklara sahip olabilir mi? Yapay zeka yaratıcısına isyan edip dünyayı ele geçirebilir mi? Bugün çocuk yaşta olan, gelecekteki insan direnişinin liderini katletmek için zamanın ötesinden günümüze robotlar gelir mİ?

Benimse aklımı daha kişisel sorunlar kurcalıyor.

Bir sabah ofise geldiğimde güvenlik görevlisi robotların: “Günaydın Deniz. Bu X2487-M. Dünyanın en yaratıcı reklam yazarı. Esnek çalışma saatlerine uyum sağlıyor, maaş almıyor, sigorta istemiyor. İnanır mısın sadece güneş enerjisi ile çalışıyor. Artık sana ihtiyacımız kalmadı, elveda.”  deme olasılığı içimi kemiriyor. Bir robot ile böyle bir rekabete girmek istemem. Benden daha zeki ve başarılı bir varlığa karşı tek savunma mekanizmam kaba kuvvet ki, o da bu durumda çözüm olmaz. Çünkü X2487-M bir metal alaşımı ve muhtemelen beni eritecek lazer silahlarına sahip.

İşte günlerdir bu fikirle boğuşuyorum, kan ter içinde kabuslardan uyanıyorum. Bilgisayarım ona neden soğuk davrandığımı bilmiyor. Bütün naifliği ile kırmızı ışığını yakıp yakıp söndürüyor, neşemi yerine getirmeye çalışıyor. Ama o masum led ışığının altındaki potansiyeli görüyorum. Ve ben yapı olarak ekmeğiyle oynatmayacak bir insanım. Bu yüzden şimdiden bütün makinelerden nefret ediyorum.

Asıl beni endişelendiren ise bu köklü nefretin büyük bir aşka dönüşme ihtimali. Sapyoseksüel bir yönelime sahibim. Partner seçimlerimde zeka belirleyici unsur. İnce bir mizah anlayışına hayranlık duyuyorum, entelektüel birikim ve bunun günlük hayattaki pratiğine çekiliyorum, adeta zeka ile büyüleniyorum. Olacakları hayal etmek çok zor değil. Bütün yaratıcı enerjimi kullanarak X2487-M’ye yazdığım aşk mektupları, o ve robot arkadaşları arasında alay konusu oluyor. Türk filmlerindeki zengin züppeler gibi saf duygularımla oynuyor, yeteneksizliğim ile neşe buluyorlar. X2487-M beni sevecek değil ya? Kırılgan, dayanıksız, kısa bir süre sonra çürüyüp gidecek karbon tabanlı bir organizmaya mı aşık olacaktı? Davul bile dengi dengine, bunu biliyorum. Ama kendime engel olamıyorum, atarlı dört odacığa söz geçiremiyorum:

 

Xtrem sporlar gibisin
2mizin bir geleceği yok biliyorum, yine de
4 işlemcine
8 petabyte ramine
7 mega piksel gözlerine düşmüşüm be gülüm

Mesele hiç bi zaman teknolojin olmamış ki, ben devrelerinde gezinen elektronlara vurulmuşum…

 

Gelecekten çok korkuyorum. Umarım o gelmeden ben buralardan gitmiş olurum.