Yarım kalana övgü

‘’Her kitabın bir sonu olduğunu biliriz, ama okumayı asla bırakmayız; tıpkı kaçınılmaz ölüme rağmen yaşamayı asla bırakmadığımız gibi.’’ demiş Roberto Bolaño. Bolaño, müzmin ve ilerleyici karaciğer hastalığı ile birlikte yaklaşık on yıl yaşayabilmişti. Bu süre, ailesinin geleceğini düşünerek can havliyle yazdığı olağanüstü romanlara ve öykülere yetmiş, dehası yazdıkça perçinlenen yazar, yaşarken Latin Amerika edebiyatının yeni azizi olarak kutsanmış, dünyaca tanınmıştı. Şöhretin tadını röportaj sorularına hafif ve alaycı cevaplar vererek çıkardı. Genç okurlara ve yazarlara tatlı sert tavsiyeler verdi. Çekirdeğini oluşturan bohem şairi koruyup kolladı; cesur ve umursamazdı. Elli yıl uzunluğundaki yaşam kitabının son cümlesine geldiğinde, karaciğer nakli sıra numarası pusulasında ‘3’ yazıyordu.

Geçtiğimiz günlerde, genç ve başarılı bir beyin cerrahı olan Paul Kalanithi’nin Son Nefes Havaya Karışmadan isimli anlatısını okudum. Derinden etkilendim. Kalanithi elbette büyük bir yazar değildi, hevesli bir amatördü. Dilini üslubunu olgunlaştıracak kadar zamanı da yoktu. Bu kitabı özgün ve değerli kılan, hatta biraz daha ileri gideyim, ‘bütün insanlara bir mektup’ yapan şey başkaydı. Paul, doktorluk kariyerinin en parlak günlerine yaklaşırken akciğer kanseri olduğunu öğrenmişti. Teşhisiyle ölümü arasında geçen birkaç yılı, cerrah kimliğinin buz gibi kesinliğiyle analiz etmiş, kanser hastası olarak duygularının bütün şiddetiyle yaşamış, yetenekli bir genç yazar olarak bu tezatların beslediği her cümlenin hakkını başarıyla vererek kaleme almıştı. Kitap basit kurgusuna rağmen beklendiği gibi içten ve gerçek (burada bir parantez açıp yarım kalmış olduğunu söylemeli), beklenmedik ölçüde cesur ve aydınlıktı. Bence bu nitelikleriyle bir edebiyat işi olmanın dışına çıkıp bütün insanlara bir mektup oluyordu. İsyan etmeden, duygu sömürüsü yapmadan ve korkutmadan, bir tür bilgelikle konuşan Doktor Kalanithi, bizi yaşamın sonunu, William Faulkner’ın o vurucu deyimiyle ‘Büyük Bilinmez’i düşünmeye çağırıyordu; ama yaşamı bütün gücümüzle, coşkuyla kucaklayabilelim diye.

Kitabın Giriş bölümü teşhisle ilgili. Paul’un genç bir adam ve doktor olarak portresini, içindeki cesaret cevherini görmemizi sağlayan bir belirteç oluyor bu teşhis.

İlk bölüm Sapasağlam Başlıyorum; aslında beni en çok etkileyen bölüm oldu. Aile, çocukluk, ilk gençlik, ilk hevesler, okul, aşk, sanat… Yaşamın anlamını aramak? Geriye dönüp kendisini bekleyen gelecekten habersiz küçük Paul’u tanımak ve onun tıbbı seçmesinin ardındaki kişisel meseleyi görmek sarsıcıydı. Büyük bir edebiyat ve felsefe sevgisiyle yanıp tutuşan genç Paul, eğer yaşamın anlamını bulabilecekse, bütün bu içeriği doğuran beyne bakması gerektiğine inanmıştı. Türümüzün gelişmiş aklının, mucizevi yaratıcılığının, yaşama getirdiği estetik, dramatik, komik yorumların bilimle, özellikle biyolojiyle bir ilgisi olmalıydı. Bu düşünce Paul’u o beyinleri açmaya ve asıl sanatını orada icra etmeye kadar götürecekti.  Paul aynı dönemde, etrafındaki gizemi çözülemez belirsizlik bulutuyla onu hep büyüleyen ölüm üzerine de çok kafa yormuştu. Yaşamı karşıtıyla birlikte düşünmeden anlama olanağı yoktu çünkü. Ve o da kalkıp Paul’u ziyarete gelecekti. Kendini bizzat anlatmak için.

İkinci ve son bölüm Ölünceye Kadar Durma adını taşıyor. Ayrıntıları okura bırakıp ‘kahramanca, hatta süper kahramanca bir mücadele öyküsü’ diyebilirim; ya da gerçek bir cesaret öyküsü. Boyun eğmemek, tedavi sürerken cerrahlığa geri dönebilecek ölçüde toparlanmak, bunu tüm fiziksel zorluklara rağmen çelik gibi bir iradeyle başarabilmek. Ve en güzeli, baba olmak. Ölünceye Kadar Durma, yarım kalan bölüm. Aslında Paul’e kitabı yazdıran akciğer kanseri, kitabın yarım kalmasını da istemiş olsa gerek. Belki böylesi daha iyidir. Bakarsak, bize sınırlı yaşamımızda her şeyin biraz yarım olduğunu, yarım kalacağını ve bunun büsbütün anlamsız olmadığını gösterebilir. Kitabı bitirdiğinizde bu yarım kalış, net bir tamamlanmışlık duygusu verecek size de, eminim.

Sonsöz bölümünü Paul’un eşi Lucy Kalanithi yazmış. Aşkın kanatları altında yazılmış dokunaklı bir metin ve kitap için olabilecek en uygun kapanış bu.

Paul Kalanithi’nin Son Nefes Havaya Karışmadan isimli anlatısını okudum. Pitstop’ta farklı kanser tedavileriyle ilgili sayısız metin yazmış, hasta rehberlerinde her sözcüğü ayrı tartarak düzeltmeler yapmış bir metin yazarı olarak okudum. Paul’un anlam arayışına başladığı yerleri tanıyan bir biyolog olarak okudum. Okumaya ve yazmaya fena halde düşkün bir edebiyatsever olarak okudum. Ölümün şakalaştığı bir adam olarak, bir eş, bir baba, bir insan olarak okudum ve sevdim. Tavsiye ederim.

Bolaño haklı. Kitapların birer sonu olmasaydı, asıl o zaman okumazdık onları; tıpkı sonsuz bir yaşam gibi anlamlarını kaybedeceklerini bilirdik.